Kentleşme, çağımızın hızla ilerleyen bir gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. Şehirlerin nasıl büyüyeceği konusunda farklı yaklaşımlar mevcut. Bu yaklaşımlardan en dikkat çekici olanları ise yatay ve dikey şehirleşme modelleri. Yatay şehirleşme, şehirlerin geniş alanlara yayılması anlamına gelirken, dikey şehirleşme nüfusun yüksek binalarda yoğunlaşarak daha kompakt bir yapı oluşturmasını hedefliyor. Sürdürülebilirlik açısından her iki modelin de kendine özgü artıları ve eksileri bulunuyor. Şehirlerin geleceği için en uygun yaklaşımı belirlemek ise çevreci çözümler geliştirmekle mümkün.

Yatay şehirleşme, özellikle geniş arazilere yayılan konutlar ve alçak katlı yapılarla karakterize edilir. Bu model, bireylere daha fazla yeşil alan ve doğayla iç içe bir yaşam imkânı sunarak çevresel dengeyi destekler. Ayrıca, bireysel güneş enerjisi sistemleri ve yağmur suyu toplama yöntemleri gibi sürdürülebilir teknolojilerin kullanımına da olanak tanır. Ancak yatay yapılaşmanın daha fazla alan gerektirmesi, tarım arazilerinin ve doğal yaşam alanlarının azalmasına yol açabilir. Ulaşım açısından değerlendirildiğinde ise şehir içindeki mesafelerin artması özel araç kullanımını teşvik ederek karbon salınımını artırabilir. Bu sorunun üstesinden gelmek için yatay şehirleşmede etkili bir toplu taşıma ağı kurmak ve bisiklet yollarına öncelik vermek büyük önem taşıyor.

Dikey şehirleşme, şehirlerin yatay olarak genişlemek yerine dikey olarak büyümesini ifade eder. Bu model, mevcut alanın en verimli şekilde kullanılmasını sağlayarak tarım arazilerinin ve doğal ormanlık alanların korunmasına yardımcı olur. Aynı zamanda, insanların birbirine daha yakın yaşaması, toplu taşıma sistemlerinin daha etkin kullanılmasını sağlayarak trafik yoğunluğunu ve karbon salınımını azaltır. Yüksek binalarda akıllı enerji sistemleri ve merkezi ısıtma gibi uygulamalarla enerji tasarrufu sağlamak mümkün. Bununla birlikte, dikey yapılaşmanın da kendine özgü zorlukları vardır. Örneğin, aşırı betonlaşma şehir içindeki hava akışını kısıtlayarak ısı adası etkisine yol açabilir ve sıcaklıkların artmasına neden olabilir. Bu olumsuz etkinin önüne geçmek için dikey bahçeler, yeşil çatı sistemleri ve enerji verimli mimari çözümler uygulanabilir. Ayrıca otopark gibi geniş bir topluluk tarafından kullanılması gereken alanlar ve ihtiyaçlar karşısında dikey şehirleşmenin amacına ulaşıp ulaşamayacağı konusunda tartışma konusu yaratıyor.

Dünyada sürdürülebilir şehirleşmeye yönelik birçok başarılı örnek bulunmakta. Singapur, dikey şehirleşme modelini çevreci bir yaklaşımla uygulayan öncü şehirlerden biri. Yeşil çatı uygulamaları, dikey bahçeler ve yağmur suyu geri dönüşüm sistemleri ile yüksek binalar doğayla uyumlu bir şekilde tasarlanmakta. Almanya’nın Freiburg kenti ise yatay şehirleşmeyi sürdürülebilir bir şekilde uygulayan şehirler arasında yer alıyor. Düşük yoğunluklu yerleşim alanlarının yanı sıra, geniş yeşil alanları ve bisiklet yolları ile çevre dostu bir kent modeli oluşturulmuş durumda.

Genel olarak her iki şehirleşme modelinin de sürdürülebilirliğe farklı açılardan katkı sağladığı söylenebilir. Önemli olan, şehirleri planlarken bu modellerin avantajlarını birleştiren akıllı çözümler geliştirmek. Geleceğin şehirleri, sadece daha fazla yapı inşa etmekten ziyade, çevreyi koruyarak insanlara yaşanabilir alanlar sunmayı hedef olarak benimsemeliler. İşte tam da bu sebeplerden dolayı şehirleşme politikalarında hem doğayı hem de şehir sakinlerini dikkate alan sürdürülebilir yaklaşımlara öncelik vermek kritik önem taşıyor.

Yazar: Elif Toklucu