Son yıllarda adını hep duyduğumuz ‘sürdürülebilirlik’ kavramıyla günlük yaşantımız arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Sabahları yüzümüzü yıkadığımız su, kullandığımız plastik şişeler; sürdüğümüz otomobiller, özellikle alışverişlerde kullandığımız plastik poşetler sürdürülebilirlik üzerinde daha fazla çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Aslında sürdürülebilirlik çoğu açıdan hayatımızda yer alıyor. Sürdürülebilir bir yaşamı günlük yaşantımızda bir alışkanlık haline getirmek aslında düşündüğümüzden daha kolay.
Sabah uyandığımızda yüzümüzü yıkadığımız su bile sürdürülebilirliğe verdiğimiz önemin bir göstergesi olabilir. Yüzümüzü yıkarken musluğu açık bırakmamız durumunda suyun %75’i boşa harcanmış olur. Oysa sadece musluk kapatıldığında bile kullanılan su miktarı azaltılabilir. Özellikle içme suyunu muhafaza ettiğimiz plastik şişeler yalnızca çevre kirliliğine sebep olmuyor; deniz ekosistemindeki canlıları etkiliyor ve mikro plastiğe dönüşüp besin zincirine karışıyor. Doğamız üzerinde oluşturduğu bu zarar, doğa dostu veya yeniden kullanılabilir cam mataralar kullanılarak en aza indirgenebilir.
Otomotiv ve sürdürülebilirlik arasındaki bağlantı da son yıllarda adını sık sık duyduğumuz konulardan biri. Günümüzde otomotiv sektörü, sürdürülebilirliğin öneminin artmasıyla beraber fosil yakıt tüketen araçların döneminden elektrikli araçların kullanımının arttığı bir döneme doğru evrilmektedir. Çevreye çok daha az zarar verdiği bilinen ve aynı zamanda gürültü kirliliğini de ortadan kaldıran elektrikli araçların kullanımı çevre üzerinde olumlu bir etki yaratır ve sürdürülebilir ulaşımın temelini oluşturur. Elektrikli araçlara geçiş son yıllarda hem dünya çapında hem de Türkiye’de kayda değer oranda artış göstermiştir. Londra merkezli veri analiz şirketi Benchmark Mineral Intelligence’ın yayınlamış olduğu verilere göre küresel çapta elektrikli araçların satışı 2025’te yıllık bazda yüzde 20 artmış ve 20,7 milyonla rekor kırmıştır. Elektrikli araçların kullanımındaki artış, sürdürülebilirlik farkındalığının gün geçtikçe arttığının da bir göstergesidir.
Diğer yandan plastik üretiminde %4 oranında ham petrol kullanılır. Üretim sürecinde doğaya yayılan zehirli gazlar ise çevre kirliliğine yol açmaktadır. Plastik üretiminin çevreye verdiği zarar bununla sınırlı kalmaz; doğada çözünmesi uzun yıllar aldığından besin zincirine karışır ve ekosistem dengesini bozar. İnsanlar tarafından çevreye bırakılan plastik atıkların denizlere taşınması, denizlerde yaşayan canlıların yaşamı için tehdit oluşturur.
Fosil yakıtların kullanımı çevre üzerinde hava kirliliği, iklim değişikliği, asit yağmurları gibi olumsuz sonuçları beraberinde getirmektedir. Ancak; sürdürülebilirliği günlük yaşamımıza adapte etmeye çalışırsak çevre üzerindeki bu olumsuz sonuçları en aza indirgeyebilir ve nihayetinde sonlandırabiliriz. Sürdürülebilirliği sağlamak, çevremizi korumak bizim elimizde.
Yazar: Şevval Naz Ayan