Bugün dünyada sürdürülebilirlik tartışılırken beslenme alışkanlıklarımızın gezegen üzerindeki etkisi giderek daha fazla önem kazanıyor. Beslenme sistemleri gerek çevresel kaynak kullanımıyla gerek milyonlarca insanın gıda güvenliğiyle doğrudan ilişkili. Bu nedenle bitki temelli beslenme, bireysel bir yaşam tarzı tercihi olmanın ötesinde küresel ölçekte ele alınması gereken bir sorumluluk alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından paylaşılan güncel verilere göre 2024 yılında dünya genelinde yaklaşık 673 milyon insan açlıkla karşı karşıya kaldı ki bu da küresel nüfusun yaklaşık %8,2’sine tekabül ediyor. Bir önceki yıl bu sayının 733 milyon civarında olması, açlığın geçici bir kriz değil kalıcı ve yapısal bir sorun hâline geldiğini açıkça gösteriyor. Başka bir ifadeyle bugün dünyada neredeyse her 11 kişiden biri, yeterli ve düzenli gıdaya erişemiyor.
Açlık yalnızca yetersiz beslenme anlamına gelmez, insanların doğrudan hayatını kaybetmesine yol açan bir etmendir. İngiltere bazlı bir sivil toplum kuruluşu olan Oxfam International verilerine göre dünyada her gün on binlerce insan, açlık ve açlıkla bağlantılı nedenler sonucu hayatını kaybetmektedir. Yıllık ölçekte bakıldığında bu sayı milyonlarla ifade edilir. Bu istatistikler sürdürülebilir gıda sistemleri kurmanın çevresel bir tercih olmanın ötesine geçerek acil bir insani zorunluluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bitki temelli beslenme, tam da bu noktada sürdürülebilirliğin çevresel ve toplumsal boyutlarını bir araya getiriyor. Zira bitkisel gıdalar genellikle daha az su ve enerji gerektirir, daha düşük karbon ayak iziyle üretilebilir ve geniş nüfuslar için erişilebilir temel besinler sunar. Bu durum küresel gıda sisteminin daha verimli işlemesine ve daha fazla insanın yeterli, besleyici gıdaya ulaşmasına katkı sağlamaktadır.
Sonuç olarak sürdürülebilir beslenme, yalnızca bireysel sağlık ya da çevre duyarlılığıyla sınırlı bir mesele değildir, küresel bir etik sorumluluk alanıdır. Haftada birkaç öğünde baklagil, tahıl ve mevsim sebzelerini merkeze alan tercihler yapmak ya da işlenmiş gıdalar yerine evde hazırlanmış basit bitki temelli yemekleri seçmek, adil kaynak dağılımını destekleyen küçük ama etkili adımlar olabilir. Tabağımızdaki her bilinçli seçim, daha sağlıklı ve daha yaşanabilir bir dünya için atılmış küçük ama anlamlı ve sürdürülebilir bir adımdır.
Yazar: Nefise Zehra Bayar