Günümüzde dünya genelinde yaşanan tüketim dalgaları, sadece ekonomik bir hareketlilik değil; aynı zamanda dil, kültür ve iletişim pratiklerinde köklü bir dönüşümün habercisidir. Hürriyet Daily News tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türk tüketiciler özellikle indirim dönemlerinde Avrupa ortalamasının üzerinde bir harcama eğilimi gösteriyor: 2025 Kasım ayında Türk tüketicilerin ortalama harcaması 320 euro iken, Avrupa genelinde bu sayı 268 euro seviyesinde kalıyor. Peki, bu devasa tüketim iştahı, dil ve çeviri süreçleriyle nasıl bir ilişki içerisinde?
Tüketim Dili ve Çevresel Etki
İndirim dönemleri ilk bakışta ekonomiyi canlandırıyor gibi görünse de sürdürülebilirlik açısından tablo oldukça karmaşık. Artan tüketim, ham maddeden ambalaja, ulaştırmadan atık döngüsüne kadar her aşamada çevresel yükü artırmaktadır. Bu noktada “kaçırma”, “ya şimdi ya da hiç”, “son şans” gibi pazarlama tabirleri, sadece bir ürünü değil, bir yaşam tarzını da küresel dolaşıma sokmaktadır. Çeviri, burada sadece anlam aktarımı ile sınırlı kalmamakta ve global tüketim kültürünü hızlandıran bir araç işlevi de görmektedir.
Sürdürülebilir Çeviri: Bir Sorumluluk Modeli
Yaşadığı dünya için sorumluluk hisseden bir çevirmene göre metin sadece doğru kelimelerin bir araya gelmesi değildir. Sürdürülebilir çeviri anlayışı, metnin taşıdığı ekolojik ve toplumsal etkileri gözetmeyi de gerektirir. Akademik literatürde “çevrilebilir sürdürülebilirlik” (translatable sustainability) ve “sürdürülebilir çeviri” (sustainable translation) olarak tanımlanan bu kavramlar, dilin dünyada iz bırakan bir tercih olduğunu vurgular.
Çeviri paydaşları olarak şu soruları sormak zorundayız:
- Bir kampanyayı çevirirken hangi tüketim pratiklerini destekliyoruz?
- Müşteri ve ajans kanadıyla iş birliği yaparak, afişlerin dijital sergilenmesi gibi yaratıcı ve çevreci çözümler üretebilir miyiz?
- Kullandığımız dil, sürdürülebilir tüketim değerleriyle örtüşüyor mu?
Tüketim-Dil-Çeviri Üçgeninde Temel Öncelikler
Sürdürülebilir bir paradigma oluştururken çeviri sürecinin her aşamasında dikkat edilmesi gereken bazı kritik noktalar bulunuyor:
- Tüketim kültürü: Kampanya metinlerindeki agresif ifadelerin dönüşüm potansiyeli değerlendirilmelidir.
- Çevresel etki: Sürdürülebilirlik terminolojisi doğru ve yerelleştirilmiş şekilde kullanılmalıdır. Örneğin, “round-trip” yerine “dönüşüm döngüsü” tercih edilmelidir.
- İş akışları: Çevrim içi süreçlerde enerji kullanımına dikkat edilmeli ve yeşil çeviri teknolojileri benimsenmelidir.
Dijitalleşme ve “yeşil bilinç”
Dijital dönüşüm sadece iş yapma biçimlerimizi değil, dil üretimimizi ve kültürel kodlarımızı da değiştiriyor. Dijital altyapılar çeviriye hız kazandırsa da bu hızın “hızlı üretim” kültürünün risklerini de beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Çevirmenler olarak iş akışlarımızda ve terminoloji seçimlerimizde (örneğin “kaynaklar” veya “elektronik atık” gibi terimlerin yerelleştirilmesinde) bir “yeşil bilinç” kazanmamız şarttır.
Sonuç: bir tercih değil, sorumluluk
Çevirmenler sadece metin aktarıcısı değil, aynı zamanda dil, kültür ve değerlerin taşıyıcısıdır. Tüketim kavramının dile verdiği zararları, bilinçli çeviri tercihleriyle ve “dönüşüm” odaklı yaklaşımlarla dengelemek mümkündür; çünkü her kelime seçimi, dünyada bir iz bırakır. Sürdürülebilirlik sadece çevreyle sınırlı değildir; dil, iletişim ve kültürün tam kalbindedir. Bu dijital çağda, sürdürülebilir iletişimi kurmak bizler için bir tercihten ziyade bir sorumluluktur.
Yazar: Helin Kurt