İklim değişikliği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne göre karşılaştırılabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklimde oluşan değişiklik olarak tanımlanır. İklim değişikliğine uyum ise, bu değişimin artık kaçınılmaz hâle gelen etkilerine uyum sağlayarak gıda, su, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamaya devam etme olanağı sağlayan herhangi bir eylemdir. Bu konuda, uyum politikalarının hayata geçirilmemesi ya da geciktirilmesi, iklim krizini yalnızca çevresel soruna değil, aynı zamanda ciddi bir insan sağlığı sorununa dönüştürüyor.

University College London önderliğinde ve Dünya Sağlık Örgütünün iş birliğiyle hazırlanan bir rapora göre de fosil yakıt bağımlılığının devam etmesi küresel ölçekte ciddi bir sağlık krizine dönüşüyor. Yükselen küresel sıcaklıklar dünya genelinde her dakika bir insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor.

Rapor; fosil yakıtlara olan bağımlılığının toksik hava kirliliğine, orman yangınlarına ve dang humması gibi hastalıkların yayılmasına yol açmasının yanı sıra küresel ısınmayla mücadeledeki başarısızlığın her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olduğunu belirtiyor ve fosil yakıtlar finanse edilmeye devam edildikçe sağlıklı bir geleceğin mümkün olmadığını öne sürüyor.
Bunu desteklemek adına, raporda sunulan bilgiler arasında 1990’lardan bu yana ısıya bağlı ölümlerin %23 oranında artması ve 2023 yılında 1981–2010 dönemine kıyasla 123 milyon daha fazla insanın gıda güvencesizliği yaşaması gibi veriler de yer alıyor. Raporun baş yazarı Marina Romanello’dan alıntı yapmak gerekirse: “İklim değişikliğini hafifletme ve artık kaçınılmaz olan iklim değişikliğine uyum sağlama konusundaki gecikmemiz nedeniyle her yıl milyonlarca insanın öldüğünü görüyoruz.”

Tüm bunlara karşın yetkililerin fosil yakıtların kullanımını desteklemeye devam etmesi ve bu alanlara ayrılan bütçenin sürdürülebilirlik çalışmalarına ayrılan bütçeden çok daha fazla olması, küresel hedeflerle açık bir çelişki yaratıyor. Bu durum, yalnızca politik ve ekonomik kararların değil, aynı zamanda bilginin toplumlara nasıl aktarıldığının da önemini ortaya koyuyor.
Raporun bulgularından yola çıkarak sürdürülebilirlik politikalarının iletişimsel boyutunun önemini hatırlayabiliriz. Zira bu tür raporların amacı yalnızca veri sunmak değil, aynı zamanda farkındalık ve harekete geçme iradesi oluşturmaktır. Bu noktada Sürdürülebilir Çeviri, iklimle ilgili bilgilerin kültürler ve diller arasında doğru, anlaşılır ve bağlama uygun biçimde aktarılmasını sağlayarak bunların daha geniş kitlelere ulaşmasını mümkün kılıyor. Böylece toplumların ortak sorun algısı güçlenebiliyor ve küresel ölçekte dayanışma kapasitesi artabiliyor.

Kısacası, iklim krizine karşı etkili mücadele ve uyum bilginin paylaşımında ve çeviri pratiklerinde de sürdürülebilir yaklaşımları gerektiriyor. Çünkü yaşamı sürdürülebilir kılmak, önce bilginin herkes için erişilebilir, doğru ve harekete geçirici olmasından geçiyor.

Yazar: Ebru İnce