Zirveler, birçok paydaşın bir araya gelerek daha önceden belirlenmiş bir konu hakkında görüşlerini paylaştıkları ve ortak amaçlar doğrultusunda her bir katılımcının ve genel toplumun yararına aksiyon alma kararları verdikleri buluşmalardır. İlk olarak bu buluşmalar siyaset kurumlarının ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise sadece siyaset ile kalmayan zirveler birçok farklı konuda yapılabilmektedir. Son yıllarda dünyadaki ekolojik ve ekonomik gelişmeler, devletleri olduğu kadar özel girişimleri de sürdürülebilirlik konusunda harekete geçmeye itmiştir. Zirvelerin gerçekleştirilmesi sürecinde devletler, şirketler, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler gibi sayısı daha da artabilecek birçok paydaşa iş düşmektedir.  

Sanayi devriminden sonra artan üretim sonucunda dünyada batı toplumlarında refah artarken dünya genelinde etik olmayan iş gücü ve çalışma şartlarına ek olarak insanlığın doğaya verdiği olumsuz etkiler de artmıştır. Kanunlar sayesinde insan haklarına uygun çalışma şartları uygulamaya konularak bu durumun sosyal etkileri düzeltilmeye çalışılmıştır. Ancak doğa üzerinde bırakılan etkiler zamanla doğal felaketler olarak baş göstermiştir. Bu durumun yavaşlatılması ve geri döndürülebilmesi adına hem devletler hem de üretim odakları sürdürülebilirlik konusuna önem vermeye başlamıştır çünkü biliyoruz ki dünya kaynakları sınırsız değil ve buradan başka gidebileceğimiz bir yuvamız da yok. 

Sürdürülebilirlik çalışmaları her geçen gün hız kazanmakta ve daha fazla paydaş bu çabaya ortak olmaktadır. Devletler, fonlar sunarak bu alanda araştırmaları hızlandırmakta ve sağladıkları teşvikler ile üretim ve tüketim süreçlerinde sürdürülebilirliği yaygınlaştırmaktadır. Üretim odakları, üretim süreçlerinde doğaya zarar vermeyecek veya verilen negatif etkiyi asgari düzeye indirecek uygulamaları hayata geçirmektedir. Sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere sivil paydaşlar, hem yetki sahibi makamları sürdürülebilirlik hakkında bilgilendirmek hem de onlardan bu alanda gözle görülür işler yapmayı talep etmekte, ayrıca halkı bilgilendirerek duyarlılık oluşturmaya çalışmaktadırlar. Akademiye düşen görev ise sürdürülebilirlik hakkında araştırmalar yapmak ve genel faydaya katkı sağlayacak objektif ve bilimsel değer üretmektir. 

Bahsi geçen paydaşların günlük hayatta bir araya gelmesi olağanüstü durumlar haricinde neredeyse imkânsızdır. Bu noktada devreye giren zirveler ve buluşmalar ise insanlığın bu konuda konuşma, danışma ve ortak kararlar alma ihtiyacını gidermeye yönelik araçlardır. Paydaşların bir araya gelme fırsatı elde ettiği bu platformlarda her bir unsur, elde ettiği verileri paylaşabilmekte, birbirleriyle etkileşime girebilmekte ve belirledikleri ereğe dair ortak bir yol haritası ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle sürdürülebilirliğin gerçek anlamda hayata geçebilmesi, tek bir disiplinin değil; akademinin, sahanın, kurumların, sivil toplumun ve dil profesyonellerinin birlikte hareket etmesini gerektirir. 

Sürdürülebilirliğin tüm paydaşlarını aynı masa etrafında, aynı terminoloji ihtiyacı etrafında buluşturan zirveler, sadece konuşma dinlenen değil, sahada çalışılan alanlardır. O yüzden katıldığımız her zirvede sahanın gerçek dilini veri hâline getiriyoruz. 

Bu kapsamda yaptığımız çalışmaları şöyle sıralayabiliriz: 

  • Katılımcılara terminoloji anketleri uyguluyoruz 
  • Aynı terimin farklı paydaşlar tarafından nasıl kullanıldığını analiz ediyoruz 
  • Kurumların, akademinin ve sahanın kullandığı dil arasındaki farkları tespit ediyoruz 
  • Konuşmacıların sahnede kullandığı yeni ve güncel kavramları anlık olarak yakalıyoruz 
  • Kavramların yalnızca çevirisini değil, bağlamını ve niyetini anlamaya odaklanıyoruz 

Sürdürülebilirlik alanında en büyük sorunlardan biri aynı kavramın, farklı kurumlarda, farklı raporlarda, farklı disiplinlerde bambaşka şekillerde ifade edilmesi. Bu durum dilsel bir karmaşa yaratırken kurumsal iletişimde risk oluşturuyor ve raporlamada tutarsızlık yaratıyor. 

İşte zirveler, bu dağınık yapıyı analiz edebildiğimiz en güçlü alanlardan biri.  

Zirveler bizim için yalnızca bir gözlem alanı değil; aynı zamanda bir üretim alanı. Zirvelerde elde ettiğimiz verileri, yüzeyde bırakmıyoruz. Konuşmacılarla birebir görüşmelerle terimlerin arkasındaki düşünceyi, niyeti ve kullanım amacını öğreniyoruz. Aynı kavramın farklı disiplinlerde nasıl evrildiğini analiz ediyoruz. Bu yaklaşım sayesinde sözlüğümüzde yer alan karşılıklar yalnızca çeviri değil, bağlamı doğrulanmış, sahada test edilmiş ve ortak akla dayanan karşılıklar hâline geliyor. 

Bu sürecin sonunda ortaya çıkan değerler soyut değil, son derece somut: 

  • Sürekli güncellenen bir Sürdürülebilirlik Terminolojisi Sözlüğü 
  • Sektörler arası dil farklarını ortaya koyan analizler 
  • Kurumlar için daha tutarlı ve güvenilir iletişim altyapısı 
  • Çeviri ve yerelleştirme süreçlerinde riskleri azaltan terminoloji standardizasyonu 
  • Akademi, saha ve kurumlar arasında köprü kuran bir dil modeli 

Zirveler, bizim için sadece kalabalıkların bir araya geldiği etkinlikler değil. Doğru kurgulandığında, zirveler, güzel Türkçemizin şekillendiği, sürdürülebilirlik kavramlarının netleştiği, geleceğin ortak akılla yazıldığı alanlar. Biz de tam olarak orada duruyoruz. 

Sürdürülebilirlik odağında yürütülen çalışmaların etkisini artırmak, ancak bu çalışmaların doğru platformlarda, doğru paydaşlarla ve doğru veriyle beslenmesiyle mümkündür. Zirveler bu anlamda yalnızca bir araya gelinen alanlar değil; kararların hızlandığı, iş birliklerinin derinleştiği ve kolektif aklın somut çıktılara dönüştüğü stratejik buluşma noktalarıdır. Katılım arttıkça etki büyür; etki büyüdükçe sürdürülebilirlik daha geniş kitlelere ulaşır. Bu nedenle daha fazla paydaşın bu ekosisteme dâhil olması, elde edilen içgörülerin yaygınlaştırılması ve ortaya çıkan bilginin uygulamaya dönüşmesi, sürdürülebilir bir gelecek için atılacak en kritik adımlardan biridir. 

Yazar: Enes Furtun